on üç şubat
13 Şubat 2007 19:45 | rukiyuksel | 0 yorum
| etiket:
ask neyime
,
nazım hikmet
,
on üç şubat
,
sokak sahnesi2
ah..ah.. nerden başlasak?
Bir ayrılış hikayesini yazmış Nazım ustam bir tarihte. Yazmış ama bilmeden yazmış benim hikayemi. Bilse daha başka yazardı belki. Kadına da “seni seviyorum” dedirtirdi, yada şiirine dalıp, gözleri bir araya getirirdi belki. Yada “ayrıldılar” demezdi de “erkek kadına bir şans daha verdi” derdi o güzel şiirinin sonunda..
Ah benim canım ustam, ukalalık yapmak değil inan niyetim. Varlığına yetişemedim, ama yokluğunda özledim seni. Piraye’ ye yazdığın şiirlerle bildim aşkı, “Evet, vatan hainiyim” dediğinle gördüm gerçek vatan hasretini ve “Bir kız vardı Japonyada” da buldum insanlık sevgisini.. seni okuduğumda anladım mezarının başında taş yerine çınarın olmasının güzelliğini.. seni senden okuduktan sonra gördüm “son”ların “baş”lardan kıymetli olduğunu..
Dertliyim ustam. Hani kimsem de kalmadı etrafımda dinleyecek. Ondan rahatsız ediyorum şimdi senin yokluğundaki o güzel varlığını..
Eve geldiğimden beri “bir ayrılış hikayesi” elimde. Defalarca okudum erkeğin “seni seviyorum” deyişini, kadının onu cevaplayışını ve acıyı yüzüme çarpan “ayrıldılar” sözünü. Hani içimi acıtıyor acıtmasına ama bir tuhaflık da yok mu burada ustam? Gerçekten böyle mi hikaye? Gerçekten demiş mi erkek kadına “seni seviyorum” diye? Sonra kapanmış mı bir pencere? Gelmemişler mi bir daha hiç yan yana? Ve sonra özlememişler mi hiç birbirlerini? Erkek aramamış diyorsan inanırım, ama ya kadın? O nasıl durabilmiş, hamurunda bu kadar acelecilik varken?
Şiirinde ne de kolay kabullendirmişsin ayrılığı onlara, oysa haberin olmamış; kadın isyankar bu durumdan. Kadın kabullenememiş, ama bir şey de söyleyememiş. Çok incinmiş onuru. Aslında bir an söyleyecek olmuş..ama bu kez de gururu girmiş devreye. Demiş ki kendi kendine “nasıl istiyorsa öyle inansın bırak, suçlu olan sensin nasılsa, bırak işte, hiç bir şey söyleme, içini yakan sevgi kor olsun bırak,sen yine de sevgi dilenme, bir şey söyleme, çek git işte” ve “ayrılmışlar”.
Yok ustam yok, benim bu anlattıklarımla bir alakam yok.
Değilim ustam yok, orda ki kadın da erkek de ben değilim. Ha olur da soracak olursan sen nesisin bu anlattıklarının diye; ben ayrılığı üstünde misafir etmiş soğuk bankım, etrafı süpüren çöpçülerden biriyim yada belki de on üç şubatın ta kendisiyim,
yaşadıklarımı anlatmayı ne kadar sevmiyorsam, yaşamadıklarımı anlatmayı da o kadar çok severim. Ama bu kez tutamadım kendimi ustam; bir daha ki on üç şubata kadar içimde saklayacağım bir onur kırıklığım var..
neyse uzattıkça uzattım lafı, ellerine sağlık çok güzel yazmışsın hep.. seni de rahatsız ettim ustam.. rahat uyu mezarında..
Bir ayrılış hikayesini yazmış Nazım ustam bir tarihte. Yazmış ama bilmeden yazmış benim hikayemi. Bilse daha başka yazardı belki. Kadına da “seni seviyorum” dedirtirdi, yada şiirine dalıp, gözleri bir araya getirirdi belki. Yada “ayrıldılar” demezdi de “erkek kadına bir şans daha verdi” derdi o güzel şiirinin sonunda..
Ah benim canım ustam, ukalalık yapmak değil inan niyetim. Varlığına yetişemedim, ama yokluğunda özledim seni. Piraye’ ye yazdığın şiirlerle bildim aşkı, “Evet, vatan hainiyim” dediğinle gördüm gerçek vatan hasretini ve “Bir kız vardı Japonyada” da buldum insanlık sevgisini.. seni okuduğumda anladım mezarının başında taş yerine çınarın olmasının güzelliğini.. seni senden okuduktan sonra gördüm “son”ların “baş”lardan kıymetli olduğunu..
Dertliyim ustam. Hani kimsem de kalmadı etrafımda dinleyecek. Ondan rahatsız ediyorum şimdi senin yokluğundaki o güzel varlığını..
Eve geldiğimden beri “bir ayrılış hikayesi” elimde. Defalarca okudum erkeğin “seni seviyorum” deyişini, kadının onu cevaplayışını ve acıyı yüzüme çarpan “ayrıldılar” sözünü. Hani içimi acıtıyor acıtmasına ama bir tuhaflık da yok mu burada ustam? Gerçekten böyle mi hikaye? Gerçekten demiş mi erkek kadına “seni seviyorum” diye? Sonra kapanmış mı bir pencere? Gelmemişler mi bir daha hiç yan yana? Ve sonra özlememişler mi hiç birbirlerini? Erkek aramamış diyorsan inanırım, ama ya kadın? O nasıl durabilmiş, hamurunda bu kadar acelecilik varken?
Şiirinde ne de kolay kabullendirmişsin ayrılığı onlara, oysa haberin olmamış; kadın isyankar bu durumdan. Kadın kabullenememiş, ama bir şey de söyleyememiş. Çok incinmiş onuru. Aslında bir an söyleyecek olmuş..ama bu kez de gururu girmiş devreye. Demiş ki kendi kendine “nasıl istiyorsa öyle inansın bırak, suçlu olan sensin nasılsa, bırak işte, hiç bir şey söyleme, içini yakan sevgi kor olsun bırak,sen yine de sevgi dilenme, bir şey söyleme, çek git işte” ve “ayrılmışlar”.
Yok ustam yok, benim bu anlattıklarımla bir alakam yok.
Değilim ustam yok, orda ki kadın da erkek de ben değilim. Ha olur da soracak olursan sen nesisin bu anlattıklarının diye; ben ayrılığı üstünde misafir etmiş soğuk bankım, etrafı süpüren çöpçülerden biriyim yada belki de on üç şubatın ta kendisiyim,
yaşadıklarımı anlatmayı ne kadar sevmiyorsam, yaşamadıklarımı anlatmayı da o kadar çok severim. Ama bu kez tutamadım kendimi ustam; bir daha ki on üç şubata kadar içimde saklayacağım bir onur kırıklığım var..
neyse uzattıkça uzattım lafı, ellerine sağlık çok güzel yazmışsın hep.. seni de rahatsız ettim ustam.. rahat uyu mezarında..

